DEREMİZ HAVZASI ve KÖYLERİMİZ HAKKINDA
Derelerimiz, bunları besleyen küçük ırmaklarımız fotoğrafları ile tanıtılacaktır. Deremizin eski hali ile şimdiki durumu kıyaslanacak, kirletilen deremiz ve çöplük olarak kullanılan küçük ırmaklarımızın içler acısı durumu açığa vurulacaktır. Derelerimizin bize dedelerimizden emanet olup çocuklarımıza ait olduğunu bir şekilde duyurmamız, duyarlı insanlarımızın sayısı artırılarak konunun çözümü noktasında ciddi projeler geliştirilmelidir. Sitemizin en önemli hedeflerinden biri bu husustur. Tedbir alınmadığı takdirde gelecek nesillere, çöp ve pislik, mikrop akan kanal gibi bir yapı bırakacağız. Böyle gider de 50-100 yıl sonra torunlarımıza, biri burada kırmızı pullu alabalık yaşadığını iddia ederse inanamayacaklardır. Çünkü onlar artık bize küs, doğallıktan uzak apayrı dünyalılar olacaklardır.
DERE HAVZASI VE KÖYLERİMİZİN İLÇELERDEKİ YERİ, ÜÇ BOYUTLU GÖRÜNÜMÜ
DERE HAVZASI VE KÖYLERİMİZİN ULAŞIM HARİTASI

GEZİ İÇİN DEREMİZİN TANITIMI
Rize’nin Melyatderesi Köylerinde ve Ceğalver Dağı’nın eteklerinde dolaşırken hangi mevsim olursa olsun yanınızdan yağmurluğunuzu veya şemsiyenizi eksik etmeyin. Mataranızı hiç boş bırakmayacağınız, belki de hiç doldurmadan suya doyacağınız diyarlardasınız, Melyatderesi’ndesiniz.Yürüyüş için pusulanızı, en unutulmaz kareler için fotoğraf makinenizi, manzara ve kuş gözlemi için dürbününüzü, olta balıkçılığı(izinle) için çakınızı, balık seyretmek için sualtı gözlüğünüzü, rafting için can yeleğinizi, inceleme için büyütecinizi yanınızda getirmeyi unutmayın.Yaşamın durmaksızın aktığı bu derede unutamayacağınız günler sizi bekliyor.
Melyatderesi’ne nasıl gidilir?
Rize ilimizin Pazar ile Çayeli ilçelerinin tam orta noktasında bulunan Melyatderesi, sahildeki Merdivenli Köyünden Kardenize dökülür. Toplam boyu yaklaşık 20 kilometredir. Esas kaynağını CEĞALVER Dağından alır. Dere boyunca 14 köyümüz mevcuttur. Türkiye’nin her tarafından ve her mevsim kolaylıkla ulaşılabilir. Deniz sahilindeki Merdivenli Köyünden giriş yapılarak Kuzeyce ve Güney köylerinden Ceğalver dağına doğru köy yolu mevcut olduğu gibi, Çayeli Aşıklar Deresi yolu üzerinden Erenler Köyü istikametinde, ayrıca Pazar Hemşin karayolu üzerinden Levent Köyünden Demirciler Mahallesine gidilebilmektedir. Rize’ye ulaşmak için hava ve deniz yolu bağlantıları da tercih edilebilir.
Kara yolu ile ulaşım;Rize’ye Türkiye’nin diğer tüm bölgelerinden karayolu bağlantısı mevcuttur.Doğu Karadeniz sahil şeridi üzerinde yer alan Rize; batıda Trabzon’a 76 km, güneyde İkizdere ilçesi üzerinden Erzurum’a 251 km, doğuda ise Artvin’e 159 km uzaklıktadır. Rize’nin tüm ilçelerinden Rize merkezine belediye otobüsü ve dolmuş seferleri düzenlenmektedir.
Hava yolu ile ulaşım; Rize’ye hava yoluyla ulaşım Trabzon ve Erzurum üzerinden sağlanır. Rize kent merkezi, Trabzon Havalimanı’na 70 km uzaklıktadır. Melyatderesi ise Rize’ye 28 km mesafededir. Günün her saatinde havalimanından taksi veya dolmuş bulmak mümkündür. Rize İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü; Telefon;0(464)213 04 07-213 04 26
(Türkiye'nin her yerinden)
THY;Tel: 444 0 849
Fly Air;Tel: 444 4 359
Onur Air;Tel: 444 6 687
Pegasus;Tel: 444 0 737
Hoş geldiniz...
Deremiz, dağların sahilden itibaren yükselmeye başlaması ve yüksek dağ eteklerinden doğarak, küçük akarsuların yoğunluğu nedeniyle, sarp ve engebeli bir arazi yapısına sahip havzadan geçerek Karadeniz’e dökülür.
Deremizin alternatif turizmdeki ününü yaratan en önemli etken, tüm doğal güzelliklerin içinde barındırdığı güncel insan yaşamıdır.
Gür ormanlar, bulutlu dağlar, pırıl pırıl ırmaklar, yemyeşil yaylalar, çay tarlaları, her mevsim ayrı renklere bürünen yerel yaşamla güncel ve otantik bir açık hava müzesi haline dönüşüverir. Yöremizde doğa demek, insan yaşamı demektir. Doğaseverler için olduğu kadar, çağdaş insanın gereksinimleri karşısında hızla tahrip edilen doğal yaşamın kendisi için de bulunmaz bir sığınaktır yöremiz. Bol yağış alan Ceğalver Dağı’nı saran sıkı orman örtüsü, yaygın bir akarsu ağı ile yarılmış vadileri ile her defasında yeni bir şeyler keşfetmek isteyenlerin görmesi gereken yerlerdir.
Suyun Ceğalver Dağı’nın iki bin metreye yaklaşan zirvelerinden başlayan yolculuğu, deniz seviyesine çok dik bir eğimle inen coğrafyanın da katkısıyla büyük bir hıza ulaşır. Alternatif su sporları için bulunmaz bir ortam yaratan bu yapı, diğer taraftan iç kesimlerindeki kırmızı benekli doğal alabalık popülasyonunu besler. Arıcılık, sadece bir ekonomik etkinlik değil, bir yaşam tarzı ve kültürümüzün en önemli parçalarındandır. Sık ormanlık alanda, insan müdahelesinden uzak bölgelerde geyik, ceylan, boz ayı, kurt, çakal, tilki gibi türler yaşam alanı bulurken; insan yaşamına nispeten yakın 1600-2000 metrelerde yayla kumarı ve bodur çalılıklarda huş tavuğu, ur kekliği gibi hayvanlar gözlenebilir. Şanslı ve sabırlı gözlerse, yüksek ve sarp tepelerde çengel boynuzlu yaban keçilerini gözlemleyebilirler. Eğitimli atmacalarla yapılan bıldırcın avcılığı da yöremize has etkinliklerdendir.
Sıcak yaz aylarında hayvancılık amacıyla da yaylalara çıkan bir kısım yöre halkı, sonbahar mevsimiyle birlikte tekrar köylerine çekilir.
Ormanların ve derelerin arasında örülmüş karmaşık bir patika ağı, ziyaretçiler tarafından doğa yürüyüş parkuru olarak kullanılabilir, yöre halkının arazilerine, mahallelere ve köylere bağlantısını oluşturur. Aralarında patika yol ağı bulunan dağlarımız birçok yürüyüş parkuru keşfedilmeyi bekler.
Her Mevsim Davetlisiniz
Kültür uzun bir yolculuktur ancak bir an gibi her çiçeğe konarak tamamlanır. Arının el değmemiş çiçeklerden yaptığı bal misali, dağlardan toplanan anılarla biter. Kimi zaman her mevsimi bir çiçekte bularak, kimi zaman da gizlenen bir çiçeği sonraki mevsimde bulmayı dileyerek biter. Doğal tesadüflerin diyarı yöremizle ilgili söylenecek tek kesin söz varsa, o da mutlaka buraya geri döneceğimizdir. Çünkü yöremiz, her mevsimi bir defada yaşatır ama her mevsimde de farklı bir diyardır. Kültürün ve maceranın; zirvelerin, renklerin ve mevsimlerin başkentidir Yöremiz…
Davetimiz her mevsimdir!
Derleyen: Mustafa BABAL
Melyatderesi’ne nasıl gidilir?
Rize ilimizin Pazar ile Çayeli ilçelerinin tam orta noktasında bulunan Melyatderesi, sahildeki Merdivenli Köyünden Kardenize dökülür. Toplam boyu yaklaşık 20 kilometredir. Esas kaynağını CEĞALVER Dağından alır. Dere boyunca 14 köyümüz mevcuttur. Türkiye’nin her tarafından ve her mevsim kolaylıkla ulaşılabilir. Deniz sahilindeki Merdivenli Köyünden giriş yapılarak Kuzeyce ve Güney köylerinden Ceğalver dağına doğru köy yolu mevcut olduğu gibi, Çayeli Aşıklar Deresi yolu üzerinden Erenler Köyü istikametinde, ayrıca Pazar Hemşin karayolu üzerinden Levent Köyünden Demirciler Mahallesine gidilebilmektedir. Rize’ye ulaşmak için hava ve deniz yolu bağlantıları da tercih edilebilir.
Kara yolu ile ulaşım;Rize’ye Türkiye’nin diğer tüm bölgelerinden karayolu bağlantısı mevcuttur.Doğu Karadeniz sahil şeridi üzerinde yer alan Rize; batıda Trabzon’a 76 km, güneyde İkizdere ilçesi üzerinden Erzurum’a 251 km, doğuda ise Artvin’e 159 km uzaklıktadır. Rize’nin tüm ilçelerinden Rize merkezine belediye otobüsü ve dolmuş seferleri düzenlenmektedir.
Hava yolu ile ulaşım; Rize’ye hava yoluyla ulaşım Trabzon ve Erzurum üzerinden sağlanır. Rize kent merkezi, Trabzon Havalimanı’na 70 km uzaklıktadır. Melyatderesi ise Rize’ye 28 km mesafededir. Günün her saatinde havalimanından taksi veya dolmuş bulmak mümkündür. Rize İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü; Telefon;0(464)213 04 07-213 04 26
(Türkiye'nin her yerinden)
THY;Tel: 444 0 849
Fly Air;Tel: 444 4 359
Onur Air;Tel: 444 6 687
Pegasus;Tel: 444 0 737
Hoş geldiniz...
Deremiz, dağların sahilden itibaren yükselmeye başlaması ve yüksek dağ eteklerinden doğarak, küçük akarsuların yoğunluğu nedeniyle, sarp ve engebeli bir arazi yapısına sahip havzadan geçerek Karadeniz’e dökülür.
Deremizin alternatif turizmdeki ününü yaratan en önemli etken, tüm doğal güzelliklerin içinde barındırdığı güncel insan yaşamıdır.
Gür ormanlar, bulutlu dağlar, pırıl pırıl ırmaklar, yemyeşil yaylalar, çay tarlaları, her mevsim ayrı renklere bürünen yerel yaşamla güncel ve otantik bir açık hava müzesi haline dönüşüverir. Yöremizde doğa demek, insan yaşamı demektir. Doğaseverler için olduğu kadar, çağdaş insanın gereksinimleri karşısında hızla tahrip edilen doğal yaşamın kendisi için de bulunmaz bir sığınaktır yöremiz. Bol yağış alan Ceğalver Dağı’nı saran sıkı orman örtüsü, yaygın bir akarsu ağı ile yarılmış vadileri ile her defasında yeni bir şeyler keşfetmek isteyenlerin görmesi gereken yerlerdir.
Suyun Ceğalver Dağı’nın iki bin metreye yaklaşan zirvelerinden başlayan yolculuğu, deniz seviyesine çok dik bir eğimle inen coğrafyanın da katkısıyla büyük bir hıza ulaşır. Alternatif su sporları için bulunmaz bir ortam yaratan bu yapı, diğer taraftan iç kesimlerindeki kırmızı benekli doğal alabalık popülasyonunu besler. Arıcılık, sadece bir ekonomik etkinlik değil, bir yaşam tarzı ve kültürümüzün en önemli parçalarındandır. Sık ormanlık alanda, insan müdahelesinden uzak bölgelerde geyik, ceylan, boz ayı, kurt, çakal, tilki gibi türler yaşam alanı bulurken; insan yaşamına nispeten yakın 1600-2000 metrelerde yayla kumarı ve bodur çalılıklarda huş tavuğu, ur kekliği gibi hayvanlar gözlenebilir. Şanslı ve sabırlı gözlerse, yüksek ve sarp tepelerde çengel boynuzlu yaban keçilerini gözlemleyebilirler. Eğitimli atmacalarla yapılan bıldırcın avcılığı da yöremize has etkinliklerdendir.
Sıcak yaz aylarında hayvancılık amacıyla da yaylalara çıkan bir kısım yöre halkı, sonbahar mevsimiyle birlikte tekrar köylerine çekilir.
Ormanların ve derelerin arasında örülmüş karmaşık bir patika ağı, ziyaretçiler tarafından doğa yürüyüş parkuru olarak kullanılabilir, yöre halkının arazilerine, mahallelere ve köylere bağlantısını oluşturur. Aralarında patika yol ağı bulunan dağlarımız birçok yürüyüş parkuru keşfedilmeyi bekler.
Her Mevsim Davetlisiniz
Kültür uzun bir yolculuktur ancak bir an gibi her çiçeğe konarak tamamlanır. Arının el değmemiş çiçeklerden yaptığı bal misali, dağlardan toplanan anılarla biter. Kimi zaman her mevsimi bir çiçekte bularak, kimi zaman da gizlenen bir çiçeği sonraki mevsimde bulmayı dileyerek biter. Doğal tesadüflerin diyarı yöremizle ilgili söylenecek tek kesin söz varsa, o da mutlaka buraya geri döneceğimizdir. Çünkü yöremiz, her mevsimi bir defada yaşatır ama her mevsimde de farklı bir diyardır. Kültürün ve maceranın; zirvelerin, renklerin ve mevsimlerin başkentidir Yöremiz…
Davetimiz her mevsimdir!
Derleyen: Mustafa BABAL

Yöremizin tarihi;
Rize’nin tarih öncesi hakkında bilgilerimiz sınırlıdır. Melyat adının kökeni de belirsizdir. MÖ ikibin yıl başlarında tarım ve hayvancılıkla uğraşan bazı toplulukların yaşadığı yörenin yazılı tarihi MÖ 7.yüzyılda Miletli denizcilerin yaptıkları seferlerle başlar. Daha sonra Kimmer, Med ve Pers akınlarına uğrayan yöre MÖ 180’de Kral Pharnakes’in işgaline uğradı. MÖ 1.yüzyılda Partlar’ın eline geçen bölge MS 10 yılında Roma egemenliği altına girdi.
Fatih Sultan Mehmet’in bu devleti 1461’de ortadan kaldırması ile kentte Osmanlı egemenliği başlamıştır. I.Dünya Savaşı’nda 9 Mart 1916’da Rus işgaline uğrayan Rize, 2 Mart 1918’de işgalden kurtulmuştur.
Rize ili ve çevresinin bilinen ilk sakinlerinin yuvarlak başlı, Türk ırkıyla akraba Asyanik’lerdi. Orta Asya ve Türkistan’dan gelme, Sümer ve Elamlılar’la soydaş sayılan Huri’ler M.Ö. 3500 yıllarında Azerbaycan ve Doğu Anadolu’ya yerleştiler. Kür, Aras, Çoruh ırmakları ile yukarı Dicle ve Yukarı Fırat boylarını yurt tuttular.
Rize adının değişik anlamlarını ifade ediyorsa da bunun pirinç anlamına gelen İriziyos’tan çıktığını belirtenler çoğunluktadır. Rize bölgesi M.Ö. 2000 lerde Kimmer’lerin göçüne sahne olur. Ardından Saka’lar gelir. M.Ö. 56–53 yılları arasında Çoruh boyları ile Rize bölgesi Arşaklı’ların hâkimiyetine girdi. 562 yılına kadar Faş/Rıyon boylarında yaşayan Laz’lar bu tarihten sonra Çoruh ırmağı soluna geçerler.
M.Ö. 301 yılında Pers Satrap’ın oğlu Mitridates 1 tarafından kurulan Pontos devletinin sınırları içinde değişik kavimler yaşamaktaydı. Tibarenler, Amazonlar, Kohlar, Abazalar, Lazlar, İranlılar, gibi. M.Ö. 63 yılına kadar devam eden Pontos hâkimiyetini bu tarihten sonra Roma İmparatorluğu dönemi izler.
Bu dönemde Roma İmparatorluğu Konstantin’in çıkardığı bir fermanla Hıristiyanlığı serbest bırakması üzerine, Horasan Arşak’ları kolundan gelen bir prens olan Anak oğlu Aziz Grigor, Grigoryanlık mezhebini kurar. 395 ‘te Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılmasıyla birlikte Rize’de Doğu Roma’nın nüfus alanı içinde kalır. 4 ve 5. yüzyılda Kafkaslarda hakin unsur Hun’lardır.
Doğu Karadeniz’e hakim olmada ve Kafkasya’dan gelen akınları önlemede zorlanan Roma(Bizans) Hıristiyan olmuş bazı Türk topluluklarını bölgemize yerleştirirler. Bunlar, Hun, Bulgar, Avar, Kuman, ve Peçenek Türkleridir. Hızlı bir Hıristiyanlaşma politikası izleyen Roma (Bizans) bu yolla Hıristiyan topluluklarını asimile ederek de Yunanlılaştırmaktadır. İncil’in dışında konuşulan her dili cehenneme gitmek için işlenen bir günah olarak nitelendirerek kendi ana dillerini unutturarak Yunan’ca konuşmaya zorluyorlardı.
Hıristiyan olupta Yunanca konuşanlara Rum demek suretiyle asimilasyon tamamlanıyordu. Rize’nin sahil kesimi dışında kalan vadiler ve yaylalar Kumanlar, Kıpçaklar, Balkarlar, Avarlar, Azgurla… gibi değişik Türk toplulukları tarafından şenlendirilmişti. Çoğunluğu çağın hak dini olan Hıristiyan olup genelde Gregoryen mezhebinde idiler.
XI Yüzyıldan itibaren Selçuklular Rize bölgesinin vadi ve yaylalar bölgesine akmaya başlamışlardı. Müslüman olan bu Türkmen toplulukları, Rize bölgesini hem şenlendirdiler, hem de ezan seslerinin vadi ve yaylalarda yankılanmasına neden oldular. Bizans’la Selçuklular arasındaki Pasinler, Malazgirt ve Kol köyü savaşları Bizanssın yenilgisiyle sonuçlanınca Anadolu kapıları Türklere açılmış oldu. Böylece kuzeyden Rize’nin yaylalar ve vadiler kesiminde (değişik boy ve inançlarda) Rize sahil kesimine tazyik etmeye başladılar.
1461 de Fatih’in Trabzonu alması ile birlikte Karadeniz’in fethi tamamlandı. Osmanlı Devletinin hoş görüşü sayesinde bu tarihten itibaren 100–150 yıllık süreç içinde İslam’ın Rize’de tartışmasız tek din olmanı sağladı.
Fetih sonrası Rize’de gerek Fatih döneminde gerekse Yavuz ve Kanuni dönemlerinde yoğun göç ve iskân hareketleri oldu. Maddeler halinde sıralarsak.
1. İkizdere, İyidere, Derepazarı, merkez ilçe, Güneysu ve Çayeli bölgelerine 1502 den sonra Akkoyunlu Türk Devletinin yıkılışı ile birlikte gelen Akkoyunlu Türkmenleri
2. Maraş-Elbistan bölgesinden Dulkadir Oğulları beyliğinin yıkılışı ile birlikte, Yavuz tarafından gönderilen Türkmen Aşiretleri,
3. Fatih tarafından yıkılan Karaman Oğulları Beyliğinin Türk ve Müslüman halkı
4. 40.000 Kuman ailesi daha sonra Çoruh Irmağının batısına geçerek Kemalpaşa, Hopa, Arhavi, Fındıklı, Pazar, Çayeli ve merkez ilçeye yerleşmişlerdir. Türkçe konuşan bu Hıristiyan Türk toplumu, Müslüman olan ve kendileri ile aynı dikli konuşan kardeşlerinin dini olan İslamiyet’e girmişlerdir.
5.Hemşin bölgesinde bulunan, Hıristiyan Gregoryen ve Türkçe konuşan Oğuz, Kuman toplulukları da coğrafi yakınlık ve yol güzergâhı üzerinde bulunan İspir’in Müslüman halkı dolayısıyla kendi rızaları ile Müslüman oldular.
6.80.000 kişilik Çepni Türkmenleri, Trabzon ile Rize’nin İkizdere, Kalkandere, İyidere, Derepazarı ve merkez ilçesine yerleştiler.
7.Lazika Krallığının yıkılışından sonra, (6. yüzyılda) Çoruh Nehrinin batısına geçen ve Kafkaslardan inen Türk boyu olan Laz’lar da Kemalpaşa, Hopa, Arhavi, Fındıklı Pazar bölgesine yerleşerek 15. yüzyılı takip eden ortalama 150 yıllık bir süreçte kendi rızalarıyla son hak dini İslamiyet’e geçerek Müslüman olmuşlardır.
Büyük acı, yokluk ve katliamların yaşandığı bu bölgede olan halkımız birlik ve dayanışma şuuru içerisinde zorlukları yenmesini bilmiştir. 1. Dünya Savaşı öncesi toplam nüfusları 500–900 civarında olan Rum ve Ermenilerin işgalci Rus kuvvetleri ile birleşerek halkımıza yaptıkları hafızalardan silinmemiştir.
Pazar ve Melyat Dereliler tarihine özetle bakarsak; Zeametle yönetilen Atina (Pazar) kazasının Zaim’i Trabzon Mirlivası İskender Beyin oğlu Emir Bey idi. Atina camii imam hatibi Mevlana Hüsam’dı. 16. yy. sonlarında Atina kazasında 30 karye, 45 mahalle ve karye bağlıları olmak üzere toplam 75 yerleşim birimi vardı.
Bazı karye ve hane sayıları söyle; 1. Amed (Başköy) 123 hane, / 2. Memeküvat (Irmakköy) 139 hane, / 3. Hudesa (Kesikköprü) 70 hane / 4. Aranaş (Aktepe) 320 hane, / 5. Tavlat (Tütüncüler), 239 hane / 6. Kostanivat ( Dernek), 11 hane / 7 Venek (Örnek), 173 hane /. 8 Papat (Papatya), 228 hane. 9. Zivat ( Derinsu), 73 hane. / 10. Dutha (Tunca), 80 hane./ 11. Ziğam (Aşağı ve Yukarı Durak),80 hane. / 12. Cercavat ( Akmescit), 53 hane. / 13. Vakos (Yamaçtepe) 101 hane
1520 de Atina Kazası, aynı adla anılan bir nahiyeden ibaretti. Atina 1536-1553 tarihleri arasında kayıtlara kaza olarak zikredilmektedir. 8 Mart 1565 tarihini taşıyan bir kayıtta Gönye (Batum) sancağına bağlı olduğu görülmektedir.
1530 tarihinde Atina kazasında Venek Köyünde 261 hane Hıristiyan ve 9 yeni Müslüman hane var idi. 16 yy. sonlarında tüm köyler Müslümanlığı kabul etmişlerdi.
1926 Tarihli Trabzon Vilayeti Salnamesine göre Atina Kazasının Hane nüfusları (Melyatderesi köyleri itibariyle);
Zelek Karyesi: 18 hane, 75 nüfus, Melyat Karyesi: 27 hane, 98 nüfus, Surminat Karyesi: 17 hane, 67 nüfus, Venek Karyesi: 19 hane, 80 nüfus, Avramit Karyesi: 22 hane, 84 nüfus
Derleyen: Ömer ASMALI, Kaynak: Ali Taşpınar
Rize’nin tarih öncesi hakkında bilgilerimiz sınırlıdır. Melyat adının kökeni de belirsizdir. MÖ ikibin yıl başlarında tarım ve hayvancılıkla uğraşan bazı toplulukların yaşadığı yörenin yazılı tarihi MÖ 7.yüzyılda Miletli denizcilerin yaptıkları seferlerle başlar. Daha sonra Kimmer, Med ve Pers akınlarına uğrayan yöre MÖ 180’de Kral Pharnakes’in işgaline uğradı. MÖ 1.yüzyılda Partlar’ın eline geçen bölge MS 10 yılında Roma egemenliği altına girdi.
Fatih Sultan Mehmet’in bu devleti 1461’de ortadan kaldırması ile kentte Osmanlı egemenliği başlamıştır. I.Dünya Savaşı’nda 9 Mart 1916’da Rus işgaline uğrayan Rize, 2 Mart 1918’de işgalden kurtulmuştur.
Rize ili ve çevresinin bilinen ilk sakinlerinin yuvarlak başlı, Türk ırkıyla akraba Asyanik’lerdi. Orta Asya ve Türkistan’dan gelme, Sümer ve Elamlılar’la soydaş sayılan Huri’ler M.Ö. 3500 yıllarında Azerbaycan ve Doğu Anadolu’ya yerleştiler. Kür, Aras, Çoruh ırmakları ile yukarı Dicle ve Yukarı Fırat boylarını yurt tuttular.
Rize adının değişik anlamlarını ifade ediyorsa da bunun pirinç anlamına gelen İriziyos’tan çıktığını belirtenler çoğunluktadır. Rize bölgesi M.Ö. 2000 lerde Kimmer’lerin göçüne sahne olur. Ardından Saka’lar gelir. M.Ö. 56–53 yılları arasında Çoruh boyları ile Rize bölgesi Arşaklı’ların hâkimiyetine girdi. 562 yılına kadar Faş/Rıyon boylarında yaşayan Laz’lar bu tarihten sonra Çoruh ırmağı soluna geçerler.
M.Ö. 301 yılında Pers Satrap’ın oğlu Mitridates 1 tarafından kurulan Pontos devletinin sınırları içinde değişik kavimler yaşamaktaydı. Tibarenler, Amazonlar, Kohlar, Abazalar, Lazlar, İranlılar, gibi. M.Ö. 63 yılına kadar devam eden Pontos hâkimiyetini bu tarihten sonra Roma İmparatorluğu dönemi izler.
Bu dönemde Roma İmparatorluğu Konstantin’in çıkardığı bir fermanla Hıristiyanlığı serbest bırakması üzerine, Horasan Arşak’ları kolundan gelen bir prens olan Anak oğlu Aziz Grigor, Grigoryanlık mezhebini kurar. 395 ‘te Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılmasıyla birlikte Rize’de Doğu Roma’nın nüfus alanı içinde kalır. 4 ve 5. yüzyılda Kafkaslarda hakin unsur Hun’lardır.
Doğu Karadeniz’e hakim olmada ve Kafkasya’dan gelen akınları önlemede zorlanan Roma(Bizans) Hıristiyan olmuş bazı Türk topluluklarını bölgemize yerleştirirler. Bunlar, Hun, Bulgar, Avar, Kuman, ve Peçenek Türkleridir. Hızlı bir Hıristiyanlaşma politikası izleyen Roma (Bizans) bu yolla Hıristiyan topluluklarını asimile ederek de Yunanlılaştırmaktadır. İncil’in dışında konuşulan her dili cehenneme gitmek için işlenen bir günah olarak nitelendirerek kendi ana dillerini unutturarak Yunan’ca konuşmaya zorluyorlardı.
Hıristiyan olupta Yunanca konuşanlara Rum demek suretiyle asimilasyon tamamlanıyordu. Rize’nin sahil kesimi dışında kalan vadiler ve yaylalar Kumanlar, Kıpçaklar, Balkarlar, Avarlar, Azgurla… gibi değişik Türk toplulukları tarafından şenlendirilmişti. Çoğunluğu çağın hak dini olan Hıristiyan olup genelde Gregoryen mezhebinde idiler.
XI Yüzyıldan itibaren Selçuklular Rize bölgesinin vadi ve yaylalar bölgesine akmaya başlamışlardı. Müslüman olan bu Türkmen toplulukları, Rize bölgesini hem şenlendirdiler, hem de ezan seslerinin vadi ve yaylalarda yankılanmasına neden oldular. Bizans’la Selçuklular arasındaki Pasinler, Malazgirt ve Kol köyü savaşları Bizanssın yenilgisiyle sonuçlanınca Anadolu kapıları Türklere açılmış oldu. Böylece kuzeyden Rize’nin yaylalar ve vadiler kesiminde (değişik boy ve inançlarda) Rize sahil kesimine tazyik etmeye başladılar.
1461 de Fatih’in Trabzonu alması ile birlikte Karadeniz’in fethi tamamlandı. Osmanlı Devletinin hoş görüşü sayesinde bu tarihten itibaren 100–150 yıllık süreç içinde İslam’ın Rize’de tartışmasız tek din olmanı sağladı.
Fetih sonrası Rize’de gerek Fatih döneminde gerekse Yavuz ve Kanuni dönemlerinde yoğun göç ve iskân hareketleri oldu. Maddeler halinde sıralarsak.
1. İkizdere, İyidere, Derepazarı, merkez ilçe, Güneysu ve Çayeli bölgelerine 1502 den sonra Akkoyunlu Türk Devletinin yıkılışı ile birlikte gelen Akkoyunlu Türkmenleri
2. Maraş-Elbistan bölgesinden Dulkadir Oğulları beyliğinin yıkılışı ile birlikte, Yavuz tarafından gönderilen Türkmen Aşiretleri,
3. Fatih tarafından yıkılan Karaman Oğulları Beyliğinin Türk ve Müslüman halkı
4. 40.000 Kuman ailesi daha sonra Çoruh Irmağının batısına geçerek Kemalpaşa, Hopa, Arhavi, Fındıklı, Pazar, Çayeli ve merkez ilçeye yerleşmişlerdir. Türkçe konuşan bu Hıristiyan Türk toplumu, Müslüman olan ve kendileri ile aynı dikli konuşan kardeşlerinin dini olan İslamiyet’e girmişlerdir.
5.Hemşin bölgesinde bulunan, Hıristiyan Gregoryen ve Türkçe konuşan Oğuz, Kuman toplulukları da coğrafi yakınlık ve yol güzergâhı üzerinde bulunan İspir’in Müslüman halkı dolayısıyla kendi rızaları ile Müslüman oldular.
6.80.000 kişilik Çepni Türkmenleri, Trabzon ile Rize’nin İkizdere, Kalkandere, İyidere, Derepazarı ve merkez ilçesine yerleştiler.
7.Lazika Krallığının yıkılışından sonra, (6. yüzyılda) Çoruh Nehrinin batısına geçen ve Kafkaslardan inen Türk boyu olan Laz’lar da Kemalpaşa, Hopa, Arhavi, Fındıklı Pazar bölgesine yerleşerek 15. yüzyılı takip eden ortalama 150 yıllık bir süreçte kendi rızalarıyla son hak dini İslamiyet’e geçerek Müslüman olmuşlardır.
Büyük acı, yokluk ve katliamların yaşandığı bu bölgede olan halkımız birlik ve dayanışma şuuru içerisinde zorlukları yenmesini bilmiştir. 1. Dünya Savaşı öncesi toplam nüfusları 500–900 civarında olan Rum ve Ermenilerin işgalci Rus kuvvetleri ile birleşerek halkımıza yaptıkları hafızalardan silinmemiştir.
Pazar ve Melyat Dereliler tarihine özetle bakarsak; Zeametle yönetilen Atina (Pazar) kazasının Zaim’i Trabzon Mirlivası İskender Beyin oğlu Emir Bey idi. Atina camii imam hatibi Mevlana Hüsam’dı. 16. yy. sonlarında Atina kazasında 30 karye, 45 mahalle ve karye bağlıları olmak üzere toplam 75 yerleşim birimi vardı.
Bazı karye ve hane sayıları söyle; 1. Amed (Başköy) 123 hane, / 2. Memeküvat (Irmakköy) 139 hane, / 3. Hudesa (Kesikköprü) 70 hane / 4. Aranaş (Aktepe) 320 hane, / 5. Tavlat (Tütüncüler), 239 hane / 6. Kostanivat ( Dernek), 11 hane / 7 Venek (Örnek), 173 hane /. 8 Papat (Papatya), 228 hane. 9. Zivat ( Derinsu), 73 hane. / 10. Dutha (Tunca), 80 hane./ 11. Ziğam (Aşağı ve Yukarı Durak),80 hane. / 12. Cercavat ( Akmescit), 53 hane. / 13. Vakos (Yamaçtepe) 101 hane
1520 de Atina Kazası, aynı adla anılan bir nahiyeden ibaretti. Atina 1536-1553 tarihleri arasında kayıtlara kaza olarak zikredilmektedir. 8 Mart 1565 tarihini taşıyan bir kayıtta Gönye (Batum) sancağına bağlı olduğu görülmektedir.
1530 tarihinde Atina kazasında Venek Köyünde 261 hane Hıristiyan ve 9 yeni Müslüman hane var idi. 16 yy. sonlarında tüm köyler Müslümanlığı kabul etmişlerdi.
1926 Tarihli Trabzon Vilayeti Salnamesine göre Atina Kazasının Hane nüfusları (Melyatderesi köyleri itibariyle);
Zelek Karyesi: 18 hane, 75 nüfus, Melyat Karyesi: 27 hane, 98 nüfus, Surminat Karyesi: 17 hane, 67 nüfus, Venek Karyesi: 19 hane, 80 nüfus, Avramit Karyesi: 22 hane, 84 nüfus
Derleyen: Ömer ASMALI, Kaynak: Ali Taşpınar
Tanıtım

